25 Kasım 2017 0 Yorum Devamı →

Delil-i İhtira: Her An Orijinalliğini Gözlemlediğimiz Yaratılış – V

Vahiy nasıl tasdik edilir? (5. Bölüm)

Varoluşun belli bir düzen içerisinde gerçekleştirildiğini görüyoruz. Eşya var olurken düzen olmasaydı, varlıklar her an bambaşka bir şekilde ve mahiyette ortaya çıkacaktı. Yani gözlemlediğimiz düzen olmayacaktı, düzen olmayınca insan varlık alemiyle ilişkisini anlamlı bir şekilde kuramayacak ve ne yapacağını bilemeyecekti. Bugün böyle, yarın şöyle olacaktı.

Kainattaki düzen, insanın kainatı anlamlı bir şekilde yorumlamasına zemin hazırlar. Anlamlı şekilde harfler dizilir, anlamlı cümleler çıkar. Harflerin düzenli bir şekilde gerçekleşmesinden insan bir anlam elde edebiliyorsa demek ki bu harfleri düzenleyen bir yazar, müellif vardır. Bu müellif, harfleri kasıtlı olarak yerine oturtuyordur yoksa kainat kitabı, başından sonuna kadar tesadüfen oluşmuş harflerin tesadüfen meydana getirdiği bir kitap değildir. Bu kitapta hiçbir harf anlamsız bir yerde bulunmuyor.

Bir grup insan, “Bu kitabın harfleri başından sonuna kadar anlamlı bir şekilde düzenlenmiş, anlamlı cümleler oluşturulmuş. Bütün bunlar tesadüfen olmaz, neyin nesidir, benim bunu anlamam lazım” diyerek çırpınıyor. Diğer bir grup insan düşüncesi ise, bu kitap tesadüfen kendi kendine oluşuvermiş, diyor. Bu iki grup düşüncelerini savunurken kitabın yazarı “Onu Ben yazdım. Seni bu kitabı okuma kabiliyetiyle var eden Ben, bu kitabı okuyup, Benim sana vermek istediğim manayı/mesajı algılaman ve dolayısıyla, sana verdiğim insanî özellikler aracılığı ile Beni tanıman için yaptım” diye bir mesaj gönderiyor. Biz de, “Tamam, bu kitabın bilinçli bir Yapıcısı, Yazarı var. Kainatın tesadüfen oluştuğu hikayesine zaten inanamıyordum, olacak iş değildi çünkü mantığım kabul etmiyordu” diyerek insan olarak onaylayacağımız bir mesajı kabul ediyoruz. İşte, vahiy bu şekilde onaylanır.

Önce evrenin varoluşunun bir müzakeresi yapılır. Herkesin muhakkak laboratuvara gidip araştırma yapması gerekmez, kendi düzeyinde bunu gerçekleştirir. Okuma yazma bilmeyen Ayşe Nine köyünde doğmuş, orada büyümüş ve orada ölmek üzere bekliyor. Yaşlı nine bahçesine çıktığı zaman, yahut evinde otururken camının önündeki saksıdaki çiçeğe bakarak: “Bunlar nerden geliyor? Bunlar kendi kendine olacak gibi görünmüyor! Bunların yapıcıları, bilinçli tercih edicilerinin olması lazım. Kim, bunları, bu şekle girecek bir düzen içerisinde varlıklarını tercih ediyor?” diye sorar. Daha sonra çevresindeki insanlardan bu kainatın Yaratıcısının görevlendirdiği peygamber adında bir kişinin varlığını işitir ve o peygamberin “Bu kainatın bir Yaratıcısı var, bütün bu işleri O yapıyor” dediğini duyar. Ayşe Nine, ne kızlarının ne oğullarının varlık alemine gelmelerinde kendisinin hiçbir haberlerinin olmadığını, bunlara varlık verecek özelliklerine sahip olmadığını bilir. Çiçeklerin kendilerinden bile haberi yokken kendilerine varlık vermelerinin mümkün olmadığını düşünür. O halde, varlığın kaynağının bu kainatın tümünü var edendir, haberini duyunca kullandığı dile göre o dilde ‘kainatın yaratıcısı/var edicisi’ anlamında bir kelime kullanır. Türkçede bu ‘Allah’ kelimesiyle ifade edilir. Eğitim yüzü görmemiş Ayşe Nine “Bunu Allah şöyle yaptı” diye konuşmaya başlar. Ayşe Nineye böyle söylememesini, doğrusunun “Bunu böyle yapandır Allah” olduğunun eğitimi verilir. Fakat o, böylesi bir eğitim almadığı için ve saf bir şekilde kabiliyetlerini kullanarak Allah’a teslim olmuştur. “Ben, ‘Eşya kendi kendilerine oluşmuşlar’ diyen saçmalıklarla uğraşamam” diyerek bunları yaratan Allah’a teşekkür etmesi gerektiğini anlar ve ibadet anlayışını geliştirir. Çünkü ona gelen mesajda ‘ibadet ederek teşekkür edin,’ der. Ayşe Nine de “Tabi O’na teşekkür edeceğim, başka kime ibadet edebilirim ki?” diyerek gayet güzel bir şekilde kainatın şahitliği altında, kendi kapasitesince vahyi tasdik eder.

Problem Ayşe Ninede değil, problem bizlerde… Ayşe Nine çiçeğe bakıp “Bu kendi kendine olamaz, bunun bir yapıcısının olması lazım” diyebilir ama biz diyemeyiz çünkü biyoloji, fizik, kimya okuduk. “Çevremizdeki bu işler doğal olarak oluşuyor” diyenlerin ve kendilerine göre delilleri olduğunu savunanların eğitiminin içinden çıkıp geldik. Sebep-sonuç ilişkisi ile varlık alemini tekrar tekrar incelemek suretiyle beyinleri yıkanmış ve şartlanmış insanlarız. Ayşe Ninenin yolunu takip edersek beynimizde şartlanan düşünce tarzından kendimizi kurtaramayız. Empoze edilen düşünce tarzının tek tek ele alıp analiz etmek mecburiyetindeyiz. Ayşe Ninenin böyle bir sorumluluğu yok ama bizim var. Ayşe Nineyi bizim konumumuza getirmeye çalışmak onun kapasitesine ne kadar zıt ise, bizim de Ayşe Nine gibi davranmamız o kadar sahtekarlıktır, kendimizi kandırmaktır.

Not: Bu yazı serisi 2015 yılında Ali Mermer tarafından yapılan “Muhakemat, 3. Makale, Unsuru’l-Akîde” derslerinde Fatma Özten tarafından alınan notlardan oluşmaktadır. İfadeler, ders esnasında kullanılmış olup, yer yer aynı, yer yer de yaklaşık olarak aynı manaya gelecek kelimeler yazılmıştır. Yazı, son olarak Ha-Mim tarafından düzenlenerek yayınlanmıştır. Yapılan derslerin ses kayıtlarına bu linkten ulaşabilirsiniz.

Diğer Bölümler: 1 | 2 | 3 | 4 | 5 | 6 | 7 | 8 | 9 | 10 | 11 | 12 | 13 | 14

Email this to someonePrint this pageShare on FacebookTweet about this on TwitterShare on Google+Pin on Pinterest

Fikrinizi Paylaşın