Kur’an, peygamber menkıbeleriyle bize hem iç dünyamızda yaşadığımız çatışmaları ve hem de dışarıdan gelen musibetlere karşı takınmamız gereken tavrı bir insan uygulaması ile açıklar, sen de bir insan olarak bu şekilde uygulayabilirsin, der. Dışarıdan gelen musibetler, hastalıklar, felaketler, afetler; dışarıdan gelip bizi etkileyen şeylerdir. Çoğunlukla bu dış etkenler fiziksel olarak bize dokunur. Fakat bizim kendi beklentilerimize göre iyi ya da kötü diye nitelediğimiz bu dış olaylara karşı nasıl bir tutum takınacağımız, nasıl karşılık vereceğimiz ise içimizle ilgili bir meseledir.
Hz Eyyub (as) örneğinde, bir musibet onu fiziksel olarak etkiliyor, ve Eyyub (as) bu durumda dikkate değer bir tavır takınıyor. Bunu görmek ve anlamak için inşaAllah bu kıssa ile verilen mesajı çok değil, dört âyet üzerinden çalışacağız.
وَأَيُّوبَ إِذْ نَادَى رَبَّهُ أَنِّي مَسَّنِيَ الضُّرُّ وَأَنتَ أَرْحَمُ الرَّاحِمِينَ
21:83 “Eyyub’u da hatırla. Hani o Rabbine, ‘Şüphesiz ki ben derde uğradım, sen ise merhametlilerin en merhametlisisin’ diye niyaz etmişti.”
Eyyub (as) Rabbine münacatta bulunduğunda, “Şüphesiz ki ben derde uğradım, Sen ise merhametlilerin en merhametlisisin,” diyor. Bunu hazmetmek kolay değildir. Neden mi? Şimdi kendimizi Eyyub (as)’ın yerine koyalım. Bir musibet bize dokunuyor. Kur’an’ı okuyan bilir ki her şey, bu evrenin Yaratıcısı tarafından yaratılır. Vuku bulan her bir olay, Yaratıcının iradesiyle var edilir. Bu seviyeye gelmemiş bir okuyucu, en başa dönüp bu varlıkların, bu evrenin kendi kendine mi, yoksa bir Yaratıcı tarafından mı var edildiği sorusunun cevabını bulması gerekir, diğer türlü bu âyetten yararlanamaz. Eğer her şeyin mutlak bir Yaratıcı tarafından var edildiği sonucuna ulaşırsa, artık bu âyeti rehber edinebilir ve Eyyub (as) kıssasındaki hikmetleri anlamaya gayret edebilir.
“Rabbine seslendi,” diyor. “Şüphesiz ben bir derde uğradım.”
Eyyub (as)’a dışarıdan bir zarar dokunduğu anlaşılıyor. Bizim de sağlığımızı ya da malımızı etkileyen, beklentilerimize göre zararlı bir şey başımıza geliyor. Buna bazı terminolojilerde “maddi musibet” denir. Dışarıdan fiziksel olarak bize dokunuyor ve bundan dolayı acı çekiyoruz. Bu peygamberin, ona zarar veren şeylerin Allah tarafından yaratıldığını bilmesini bekleriz.
Böyle bir durumda ben ne diyorum? “Allah’ım, bana neden acı çektiriyorsun? Canımı yakıyorsun! Hem beni yaratıyor hem de acı çektiriyorsun, bu nasıl iş? Sana yakışıyor mu?”
İnsan böyle bir tepki verebiliyor. Bu konuyu açıkça anlatabilmek için serbestçe konuşuyorum: Yaratıcıya küsmek ya da kızmak insanın yapabileceği bir şeydir.
Eyyub (as), “Sen merhametlilerin en merhametlisisin,” diyor. Merhamet bunun neresinde? Burada işkence çekiyorum. Bu şeyler ya bana ait, ya da Sana ait, Sen bana vermişsin ama geri alıyorsun. Burada merhamet nerede?
Şimdi bu konuda daha derinlere inmeliyiz. Çünkü ileride Kur’an bunu açıklıyor.
فَاسْتَجَبْنَا لَهُ فَكَشَفْنَا مَا بِهِ مِن ضُرٍّ وَآتَيْنَاهُ أَهْلَهُ وَمِثْلَهُم مَّعَهُمْ رَحْمَةً مِّنْ عِندِنَا وَذِكْرَى لِلْعَابِدِينَ
21:84 “Biz de duasını kabul ettik ve kendisindeki sıkıntıyı giderdik. Tarafımızdan bir rahmet ve kulluk edenlere bir uyarı olmak üzere ona ailesini ve onlarla birlikte olanların bir mislini daha verdik.”
“Eyyub (as) ‘Sen merhametlilerin en merhametlisisin,’ deyince ona cevap verdik. Üzerindeki bütün sıkıntıyı giderdik. Ve ona yeni evlatlar verdik.”
Demek ki ailesini, evlatlarını kaybetmiş. Her neyi kaybettiyse rahmet eseri olarak bir misliyle ona geri verilmiş. “Tarafımızdan bir rahmet ve kulluk edenlere bir ibret olarak…”



