Kur'an Okumaları Usûle Dair

Meleklere Dişi İsim Takılması, Ahirete İman ve Allah’a Şirk Koşma Arasındaki İlişki Üzerine Bir Deneme – II

Meleklere Dişi İsim Takılması, Ahirete İman ve Allah’a Şirk Koşma Arasındaki İlişki Üzerine Bir Deneme – II | Ha-Mim

Bir önceki bölümde sunmaya çalıştığım yaklaşım isabetli ve tutarlı ise eğer, Zafer’in bahsini ettiği etken ve edilgen mefhumlarını da şu şekilde anlamlandırmak mümkün görünüyor:

اَلَكُمُ الذَّكَرُ وَلَهُ الْاُنْثٰى
53:21 Demek erkek size, dişi O’na öyle mi?

Müşrikler yani vahyin tevhid eğitiminden geçmemiş olanlar, günlük hayatlarında yaratıcı olan bir Allah’a inansalar da, yaptıkları eylemlerin yani fiillerin yapıcılarını kendileri görürler. Ve de akabinde hem bu eylemlerin sonucunda ortaya çıkanları, hem de kainatın içersindeki diğer sebep ve müsebbeb ilişkilerinden varlık alemine getirilenleri, hep dişilik mefhumu ile açıklamaya meyyal olurlar; yani o diğerini doğurdu veya o diğerine sebep oldu derler.

Yapmaya gelince, ben yaptım; ve de benim elimden çıkanların sebebi benim yapıp etmemdir — yani bu, diğerinin varlık sebebidir derler. Benim daha önceden verdiğim marangoz örneğine dönecek olursak, marangoz yapıp ettiği işlerin ve ortaya çıkardığı sanatın yapıcısıdır/kaynağıdır zannı. Halbuki, marangozun o fiilini ve o fiilden sonra varlık alemine gelenleri/getirilenleri bir tecelligah-ı İlahi olarak görüp bu şekilde Allah’ın halifesi görevini ifa etmesi beklenir. Allah adına işlemekten kasıt bu olsa gerek. Hem fiili hem de sonucu Ona vermenin adı.


اِنَّ الَّذ۪ينَ لَا يُؤْمِنُونَ بِالْاٰخِرَةِ لَيُسَمُّونَ الْمَلٰٓئِكَةَ تَسْمِيَةَ الْاُنْثٰى
Necm 53:27 Gerçek şu ki, ahirete iman etmeyenler, meleklere dişi isimler takmaktadırlar.

Dişilik ve erkeklik ile ilgili olarak şu ayet de benzer bir mevzuyu gündeme getiriyormuş:

اَفَاَصْفٰيكُمْ رَبُّكُمْ بِالْبَن۪ينَ وَاتَّخَذَ مِنَ الْمَلٰٓئِكَةِ اِنَاثًاۜ
17:40 Rabbiniz size erkekleri seçip (verdi) de, (kendisi hâşâ) meleklerden dişileri mi (evlat) edindi?

Meleklere yani eşyanın melekut boyutuna dişi ismi verilmesinin, eşyanın kendi kendine varlık vermede etkisi olduğu fikriyle bağdaştığını bir önceki bölümde ifade etmeye çalışmıştım. Bu yukarıdaki ayetin devamında şu şekilde benzer bir anlatım var gibi:

قُلْ لَوْ كَانَ مَعَهُٓ اٰلِهَةٌ كَمَا يَقُولُونَ
17:42 De ki: Eğer dedikleri gibi Allah’la beraber başka ilahlar da bulunsaydı…

Dolayısı ile, meleklere dişi isim verilmesi ve de insanların kendileri için erkeği tercih edip dişileri Allah’a ittihaz etmeleri, Allah ile birlikte başka ilahlar edinmiş oldukları fikrini (şirk) anlatmak için Kur’an’da kullanılıyor gibi görünüyor.

Bu sonucu destekler tarzda görünen bir başka ayet de, yukarıda ilk alıntıladığım ayetin bir öncesinde geçiyor:

وَلَا تَجْعَلْ مَعَ اللّٰهِ اِلٰهًا اٰخَرَ
17:39 Allah ile birlikte başka ilâh edinme…

İşin daha da ilginci, yukarıdaki bölümün devamında yine ahirete inanmama konusu gündeme getirilmiş:

وَاِذَا قَرَأْتَ الْقُرْاٰنَ جَعَلْنَا بَيْنَكَ وَبَيْنَ الَّذ۪ينَ لَا يُؤْمِنُونَ بِالْاٰخِرَةِ حِجَابًا مَسْتُورً
17:45 Kuran okuduğun zaman senin ile ahirete inanmayan kimseler arasına görünmeyen bir perde çekeriz.

Kur’an yani semadan inip arzın üzerindeki mevcudatın hakikatini açıklayan ilahi söz ile ondan nasiplenmemiş kişilerin varlık görüşleri arasında “ahirete inanmama” diye tanımlanan bir ilişki var.

Önümüzdeki mefhumlar yine daha öncekilerle benzerlik arz ediyor: Meleklere dişi isimler verilmesi, dişilerin Allah’a ittihaz edilmeleri, Allah ile birlikte başka ilahlar edinme yani şirk ve de ahirete inanmama.

Şöyle bir soru sorulabilir bu noktada gibi geliyor bana: dişilerin Allah’a ittihaz edilmeleri ile, ki buna meleklerin dişi isimlerle anılması fikrinin bir başka ifade ediliş şekli demek mümkün gibi, ahirete inanmama fikri arasında nasıl bir organik ilişki var?

Bir diğer ifadeyle, Allah’a dişileri hasreden kişi, neden ahirete inanmayan olarak tarif ediliyor Kur’an’da? Ki, meleklerin dişi olması fikriyle şirk fikri yine eş anlamlı olarak kullanılıyor diye anlıyorum bunlardan.

Devamında da, şirke düşenin ahirete inanmadığını söylemek mümkün diye anlaşılıyor. Şirk demek Allah’a inandığı halde diğer eşyaya etki veren demek olduğuna göre, Allah’ı yaratıcı olarak kabul eden kişinin en azından açıkça “ahiret hayatını” inkar etmesi pek düşünülemez.

Ancak ya gaflet veya vahyin eğitimine tam olarak girmemenin neticesinde eşya ile kendi adına ilişkiye giren kimse, bilerek veya bilmeden mevcudatın melekutiyetini ıskalıyor, ki bu boyut, insanı dünyanın ahirindeki yani sonundaki/arkasındaki/devamındaki boyuta taşıyan boyut. Melekleri ıskalayınca yani onların asıl mahiyetini vahyden öğrenmeyince, ahirete inanmayan olarak tarif ediliyor insan. Çünkü eşyanın kendi kendine yani manay-ı ismi görüşüne göre “ahireti” olmaz.

Bölüm I | Bölüm II | Bölüm III

Yazar hakkında

Mehmet Ali Akgün

Dini, insanın kendi gerçeği olarak tanımlamayı doğru buluyorum; dolayısıyla din ve getirmiş olduğu her türlü tanım, hayatın üzerine ekstradan konulan aksesuarlar değil, aksine, olmazsa olmaz kavramlardır demek çok insani bir tavır ve bana çok tatmin edici geliyor. Hal böyle iken, İslamiyet'i de insanın kendi gerçeğini teslim etmesi olarak tarif etmek mümkün. Böylece dinin neden fıtrat dini olduğu ortaya çıkıyor. Bu bağlamda yapılan "dini" sohbetlerden hoşlanan birisi olarak katıldığım ortamlarda dikkatimi çeken bazı noktaları bu sitede ilgilenenlerin dikkatine sunmaya çalışacağım. İnşallah yararlı olur.

Yorum yazın