Fiziksel âlemin ruhuma zarar vermemesi ve onu kirletmemesi için ne yapmalıyım?
Ruh, Sahibini tanıyacak donanımdadır. Ruhun kapasitesinden daha fazla tanıyamazsın Rabbini. Bizim vazifemiz sadece onu bozmamaktır.
Ruh, güneşe bakan ve mükemmel şekilde ışık alan bir ayna gibidir.
Ne yazık ki, arzularımın peşinden giderek, onun yönünü sağa sola çevirip, onu çatlatıyorum/kirletiyorum/zarar veriyorum ve sonra da kendimi haklı çıkarmak için mazeretler buluveriyorum.
Örneğin; acıktıysan, bir şeyler ye. Aynı zamanda ruhunun da ne yapması gerektiğini hatırla, bunu pekiştir.
Örneğin; o yediğinin Sahibi’ni an. O’nu tanımaya çalış. Bunun gibi, ailene bakma/ilgilenme vazifen varsa, yap. Fakat bunları, kendi adına veya ego tatmini için yapma. O’na ulaşmana bir yol olsun diye yapmalısın.
Her hareketini, Mutlak Kaynağını bilerek yap.
Cennet’te mi olsam, Dünya’da mı?
Ruh bizdeki potansiyeli gösterir. Diyelim 150 dil konuşma kapasiten var, ama sadece öğrenmiş olduklarını konuşabiliyorsun. Konuşamadığın diğer dilleri öğrenmediysen; potansiyelinin olup olmaması, sorumluluğun açısından, hiçbir şey ifade etmez.
İmkân dairesinde, potansiyel durumlar birer tohum gibidir. Ağaç olabilmesi için tohumun toprağa düşmesi gibi şartlar lazım, yoksa çürür.
Olası kabiliyetler önceden belirlenmiş/yaratılmış bizler için. Onları kazanmadık. Mesela: muhtaçlara duyduğumuz merhamet duygusu, potansiyel olarak var bizde zaten. Bunun için kendimizle övünemeyiz, o şefkati bize Veren’den bileceğimizi kabul etmiştik.
Fiziksel bir yerde oluşumuz (Dünya’da bulunmak); potansiyel kabiliyetleri geliştirip, kullanabileceğimiz, “organik” insaniyet kapasitesine dönüştürebilmemiz için verilmiştir.
Diyelim biyoloji okuyorum, ya da başka bir bilim dalı. Öğrendiğim konudan yola çıkıp, Allah’ın kudretine ulaşıyorsam ve o dersten yansıyan diğer özelliklerini tanıyorsam, bu tanıma sayesinde, çalıştığım her ders, her bilim dalı, Her şeyin Sahibi ve de benim Rabbim ile iletişimime/bağ kurmama vesile oluyor. Dünya’ da iken bu şekilde tecrübe ediyorum. Cennete döndüğüm zaman, Allah’ın kudretinin yansımalarını, belirtilerini hemen tanıyacağım çünkü önceden (dünyadayken) bu algımı geliştirmiştim. İşte o zaman “Benim Rabbim Adalet sahibidir, Dünya’dayken tecrübe etmiştim.” diyeceğim.
Neden o zaman taa Arafat’a gitmem gerek tefekkür etmek için?
İnsanlık tarihinin özetlendiği yerdir orası. Tefekkür için istediğin yere gidebilirsin fakat Arafat’a özgü hali, fiziksel manada, başka bir yerde yaşayamazsın. Bu “iman”la veya “risalet”i anlamayla ilgili.
Âdem a.s, ilk insandı ve bir resuldü. Senin şu an Arafat’ta olduğun yere o da gelip, senin halinin aynısını tecrübe etmişti. Tarih boyunca tüm resuller, yolundan gittiğin son peygamber Muhammed (s.a.v) de dahil olmak üzere aynı yerde bunları yaşamıştı. Bu tarihsel olayı yaşamaya gidiyorsun oraya.
Tüm peygamberler burada hayatlarını sil baştan başladılar, sen de burada tazelenerek onların kervanına katılıyorsun. Arafat’a gitmek yerine, ona benzer bir yerin resmini çekemezsin. Dünya’dayız ve içinde bulunduğun anın getirdiklerini yaşamak, açık olmak istiyorsak; bu âlemin fiziksel şartlarına uymaya/riayet etmeye muhtacız. Zaman ve mekanları farklı olsa bile, tüm peygamberler, bu alemin fiziksel şartları bağlamında, “Arafat”a eşdeğer bir deneyimden geçmiştir.
Namazı cemaatle kılarken, birisi imam olmuş, biz de arkasında sıralanmışız gibi basit görünüyor dışarıdan. İmam bir ayet okuyunca “elhamdülillahi rabbil alemin…”, aslında Hz. Muhammed’in (s.a.v) söylemiş olduklarını tekrar ediyor, ta ki peygamberimizi anımsayıp, şu andaki varlığımızı onunla ilişkilendirelim. Sadece imamı dinliyoruz gibi görünse de; aslında dinleme tecrübemizi -Peygamberimizin orada bulunduğunu düşünecek kadar- hayali bir forma sokmalıyız. Bu zaman ve günde; Muhammed aleyhisselam, ruhumuzu bu fiziksel çevre şartları içinde nasıl terbiye edeceğimizi göstererek, yaşayan bir imam olmalı.
Maddi âlem içinde yaşamak çok önemli. Varlığının esas maksadına uygun bir karar vermelisin.
Ancak ana hedefine(tevhide) odaklanırsan, esas maksadının ne olduğunu görebilirsin.
Peygamberler olmadan, Allah’a imanı, fiziksel dünya şartlarında değil, sadece ideolojik formda/düşüncelerinde (örneğin monoteist olarak) yaşarsın. Ama o şekilde dünya şartlarında yaşanamaz çünkü düşünceden ibarettir. Fikirlerini hayata geçirmek için, önünde bir örneğin olması lazım. Arafat’a bu yüzden, imamımız (peygamber) bu fiziksel âlemde neler tecrübe etmiş bir deneyelim diye gidiyoruz.



