Peki, ben ‘doğa yasaları’nı (aslında yaratılış kurallarını) kullanırken Allah’ın koyduğu kanunları kastediyorum ama bunu dediğimde seküler bilim insanlarıyla aynı sözcükleri söylediğimiz için mi bazı kişiler aynı şeyden bahsediyoruz zannediyorlar. Benim niyetim o yasanın Yaratıcı tarafından konulduğunu söylemek. Seküler anlayışa inananların niyeti eşyanın kendisinin böyle olduğunu kastediyor olmalı, yaratılış gerçeğini kabul etmediğine göre. Niyetlerimiz farklı fakat söylemimizin aynı olmasında herhangi bir sakınca var mı?
Doğa yasaları demek doğal olarak kendiliğinden olmuş veya bu özellik maddenin kendisine aittir, demektir. Mesela, “Hücrelerde çeşitli reaksiyonlar gerçekleşiyor ve bu da doğa/hücre yasasıdır,” dersem “Bu prensipler hücrenin kendi kendisinin gerçekliğidir” demiş olurum. “Evrenin Yaratıcısı tarafından yaratılmıştır veya yapılmıştır” demiş olmuyorum. Yaratma düzeni kendiliğinden oluşamaz ve hücre de uymak zorunda olduğu düzenin varlık kaynağı olamaz. Kâinatın Yaratıcısının iradesiyle evrenin düzenine göre istihdam edilen hücrelerin özelliklerinin kaynağı hücrenin kendisi olamaz, zaten kendisi var edildiği şekilde var olmak zorundadır, yaratılış kurallarının dışında bir seçeneği yoktur ve seçeneği olsa da kullanacağı iradesi, ilmi, gücü yoktur. Kimse hücrede geleceği bilme ve ona göre seçme özelliği olduğunu gösteremez. Onların kendi özgür iradeleri yok ki “Ben evrenin düzenini takip etmeliyim,” diyebilsin. Harekete geçmek zorunda, evrenin düzenini takip etmek zorunda. Yoksa, kendi kendilerine hareket edemezler. Bu ayrımı iyi yapmalıyım.

Kendi varlığımızda dinleme, anlama, akletme, bilinç gibi duygularımızın yanı sıra sevdiğimiz birçok kişinin kaybı ile üzülürüz, onun ölmesini istemeyiz, kendimizde gördüğümüz bunun gibi birçok özelliğimizden, mesela korkmak, gelecek endişesi, heyecanlanmak, uyumak gibi çok fazla duygular, hisler… vs. ile varız ve kendimiz deneyimliyoruz. Buna ‘doğaldır’ dersek ‘kendi kendine oldu’ demiş oluruz.
Eğer birisi Allah’a inandığını söylüyorsa evrenin Onun tarafından kurulduğunu veya yaratıldığını ima eden bir söylem geliştirmelidir. Böyle bir söylem biçimine Kur’an “Allah’ı zikretmek” der ve Onu her zaman zikretmeyi tavsiye eder. Bunun ehemmiyetini şöyle bir örnekle anlayabiliriz zannediyorum: Sınıfta bir konunun üzerine çalışıyoruz ve bir şey yazmak zorundayız ama ne demek istediğimizi profesör anlamıyor, kendimizi ifade edemiyoruz. Bu yüzden hangi kavram neyi ifade ediyor? nasıl bir karşılığı var? bunu iyi bilerek konuşmalıyız.
Teorik olarak, maddenin, evrenin nasıl oldu da var olduğunu incelememiz varlık nedenimizin temelini oluşturur. Bu nedenle evrenin nasıl çalıştığını öğrenmeliyiz. Fakat bir varlığı incelerken ve anlatırken kullandığımız söylem şekline çok dikkat etmemiz gerekiyor. “Su kendi kendine kaynar” veya “suyun akması yer çekiminden dolayıdır” anlamına gelen yanlış bir dil kullanmamaya çok dikkat etmeliyiz. Yani olayı maddenin kendisine bağlamamalıyız çünkü madde kendi özelliklerinin kaynağı olamaz tıpkı bizim kendi özelliklerimizin kaynağı olamayacağımız gibi. Vücudumuzdaki sistemler, derimiz, organlarımızın şekilleri, vücut rengimiz… Kendimiz bu özelliklerin varlık kaynağı olabilir miyiz? Yoksa onların var olmaları için bir Yaratıcıya ihtiyaçları var mı, değilse, bizim hizmetimize verildiler mi?



