Çok basit bir örnek: toprağa tohumlar ektim. Bazı sebzeler var ve büyüyorlar ve ben ürünlerden bazılarını toplayıp “Bu sebzeleri ben ürettim,” veya “Bitkiler büyüyorlar ve üzerlerindeki sebzeyi üretiyorlar,” diyebilir miyim? Tohum varlığında kaydedilen “program” veya “plan, proje” tohumun kendisinin ürünü olabilir mi? Bir binanın planı o binanın varlık kaynağı olabilir mi? Tohum veya bitkinin bedeni, domates, patlıcan vs. üretmiş olabilir mi? Veya ağaçtaki meyveler… Odunun tohumu veya odun hücrelerinin kendilerinin meyveyi üretmiş olabileceğini düşünebilir miyim? Odun dediğimiz bir hücre topluluğudur. Hücre dediğimiz de atom topluluğudur. Atomlar, bu olayların programlayıcısı olabilirler mi?

“Ben bir çiftçiyim ve bir şeyler diktim. O büyüdü ama onu ben büyütmedim. Su onu büyütemez, güneş ışığı büyütemez. Onların özgür iradeleri yok, geleceği bilemez ki ona göre tercih yapsın. Bitkilerin hücreleri büyütemez çünkü onlar evrenin varlığa gelmesindeki ilkelere tâbidirler. Su, hava, güneş ışığı, mineraller, evrendeki tüm bu sistemlerin hepsi evrene varlık veren Biri tarafından kurulmuş olmalıdır, başka bir açıklama yolu mümkün görülmüyor.” dediğimizde bir şeylerin büyümesini veya maddelerin fiziksel deneyimlerini yorumlamamız tamamen değişiyor.
Telefonumuzu, bilgisayarımızı ya da diğer bilimsel keşifler sonucu üretilmiş her şeyi, Yaratıcımızın bize ikramıdır, anlayışıyla Ona şükrederek kullanmalıyız. Onları keşfedenlere de bekledikleri ücretlerini gayretlerinin bedeli olarak para cinsinden öderiz ve teşekkür ederiz. Teknolojik sistemler, canlıların veya diğer varlıkların uyduğu düzen kurallarından farklı bir şekilde çalışıyor değiller. Ayrı kaynaklardan geliyor zannedersek bile aralarında farklılık görmek mümkün değil, onlar da Yaratıcının iradesine tâbidirler.
“Madde bilginin, bilgeliğin ve iradenin kaynağıdır, öyle ki, madde evrendeki düzeni öyle mükemmel bir şekilde düzenleyecek ki biz de ondan faydalanalım,” dediğimizde hiçbir delilimiz olmadığı için kendimizi çelişki içinde buluruz.
Ayette peygambere itiraz edenlerin ileri sürdüğü kriterlerden biri neydi? “Biz varlıklıyız, demek ki hakimiyet bize ait ve maddeye/zenginliğe kim daha fazla sahipse toplumdaki değerler de onların tercihi üzerine kurulmalı,” diyorlardı. Peygamber ise: “Hayır. Değerler Rabbimizin tercihi üzerine kurulmalıdır” diyor. İlim de zenginliğimiz, sahip olduğumuz mallar da kâinatın Yaratıcısı tarafından yaratılır. Yaratıcıya; “Sen bunu yaratmış olsan bile bu benim malım,” diyemeyiz. Biz sadece verileniz. Malların bize verildiğini kabul etmeliyiz. Bize bu nimetleri Veren, onları nasıl kullanılacağımıza karar verme hakkına da sahip olmalıdır. Mesele bize nimet verildiği için gururlanmak değil! Rabbimizin iradesi ve izni dahilinde Onun mülkünü ‘sadece’ kullanabilme yetkisi verdiği için Ona minnet borçluyuz.
Onun iradesine nasıl tâbi olacağız? Yaratılışta iki yol karşımıza çıkıyor: “İsraf etme, eğer israf edersen sana verilen nimeti kaybedersin,” ve “verileni bu yolda kullan, bu yolda kullanma” der mülkün Sahibi, rehberlik eder… Rabbimizin bizim için düşündüğü rehberliğine göre kendimizi ayarlamalıyız. Çünkü O bizi bizden daha iyi bilir olmalıdır. Evrenin, varoluşumuzun, bedenimizin, malımızın, her şeyin yegâne sahibi O… Biz sadece Onun verdiğini kullanıyoruz.



