Usûle Dair Kur'an Okumaları

Kâinat Şahitliğinde Kur’an Okuma Denemeleri: Duha Suresi-3

Kâinat Şahitliğinde Kur’an Okuma Denemeleri: Duha Suresi-3 | Ha-Mim

Özet: Kur’an okurken şimdi, burada ve bize hitap ediyor anlayışında olmalıyız. Kur’an, insanla ancak varlığıyla ilgili sorularına cevap aradığında konuşur. Kur’an, geleneksel biçimde zannedildiği gibi cevabını yaratılışımızdan bildiğimiz sorulara cevap vermez. Örneğin, birine yalan söylememesi gerektiğini söylemeye gerek var mı? Hayır. İnsan, yalan söylemenin fıtratına aykırı olduğunu zaten bilir. Kur’an, çalmanın kötü olmadığını söylese bile insanların çoğunluğu hırsızlık yapar mı? Hayır. Çünkü çalmak insanın yaratılış ayarlarına aykırıdır. Dolayısıyla Kur’an, insani duygulara işlemiş özelliklere yönelik bir ahlak kitabı değildir. Kur’an’dan hiç haberi olmayan kişiler bile çalmanın, öldürmenin yanlış davranışlar olduğunu bilir. Bir insan olarak varlığımda, öldürmemem gerektiğine dair bir duygu var. Allah, zaten insaniyete yerleştirilmiş özellikleri tekrar bildirmek için insanlarla konuşmaz. Bu duyguların varlık kaynağını tanıtmayı gaye edinir. İnsanlara bu duyguyu vereni tanımaları gerektiğini bildirmek için Allah çalmayı veya haksız yere öldürmeyi yasakladığını bildirir. İnsan, Yaratıcısını tanıdığını ifade etmek için çalmaktan uzak durur. Sadece kötü bir iş olduğu için değil. Fakat, Kur’an’ın çalmayı yasaklamasının amacı duygularımıza Yaratıcısını tanıma ve Onun adına kullanma eğitimi vermektir. İnsanın varlığıyla ilgili soruları zaten insaniyetinde mevcuttur. Kur’an bu soruları yeniden sormaz. Onlara cevap verir, bu soruları varlık kaynağını sorgulamak için kullanır. İnsanların çoğu Yaratana inanır ve dikkate alırlar. Ama Peygamberlerin getirdiği mesajdan faydalanarak varlıklarıyla ilgili sorulara cevaplar bulmaları için Kur’an’ın eğitiminden geçmeleri gerekir. Üzerinde durulması gereken esas mesele budur. Varlık nedenimiz ve amacımızla ilgili sorulara cevaplar bulmak için Kur’an’dan faydalanmalıyız.

وَلَلْـَٔاخِرَةُ خَيْرٌ لَّكَ مِنَ ٱلْأُولَىٰ

93:4. Elbette işin sonu senin için öncesinden daha hayırlı olacaktır.

Halihazırda yaratılmış ve yaratılmakta olanla etkileşim kurmamız beklenir. Varlıkların varlık kaynağını, neden var olduğunu, neden yaratıldığını ve nasıl var olduğunu sorgularsak bu arayışımızda vahiy bize yardımcı olur. Bu kâinat şartlarındaki geçici yaratılış, Yaratıcının kim olduğunu ve nasıl bir Varlık olduğunu anlamamız içindir. Bu varlıkları kim yarattı? Bunlar kendi kendine var olabilir mi? Kendi kendine var olamazlarsa, nasıl ve neden varlar? Bunu sorgularsak mutlaka Yaratıcıdan gelen bir rehberliğe ihtiyacımız olacaktır. Çünkü insan olarak bu soruları sorma potansiyelimiz var ve bunların cevaplarına muhtacız. “Bu ağacın varoluş gayesi nedir?” diye sormak bir cevap bulma ve arayış içinde olmaya delalet eder. Sorgulamaya başladığımızda bu varlıkların kendilerini yaratamadıklarını fark ettiğimiz için onların Yaratıcılarının özelliklerini gösteren işaretler yani ayetler olduğunu anlarız. O halde, varlıklara bakarak onların Varlık Kaynağının özelliklerini öğrenebiliriz.

  • Varlıklara bakarak Yaratıcının özelliklerinin farkına vardığımızda gelecek bizim için daha anlamlı olacaktır. Artık varlıklara Yaratıcının sıfatlarının temsilcileri olarak bakmayı öğrenmişizdir. Bu halimiz, önceki halimizden çok daha hayırlıdır. Çünkü kendi Yaratıcımızı tanıma imkânı buluyoruz ve varlığımız bizim için anlamsızlıktan çıkıyor. Böyle olmaya devam ettikçe geleceğimiz de daha iyi olacaktır. Değilse kendimizi bu dünyada böyle kendi kendine var olmuş, maksatsız bir varlık olarak görür, anlamsız, amaçsız bir hayat yaşar gideriz.

Bir örnekle açıklamak gerekirse, belirli bir süre için öğrencilik yapan ve zormuş gibi görünen ders çalışma, derse hazırlanma, ödev yapma gibi sorumluluklarını yerine getiren bir kişi için öğrenim hayatı boyunca ögrendikleri ve kazandıklarına ilaveten mezuniyet töreninde aldığı diploma da ayrıca mutluluk verir. Bu imkân herkes için vardır. Değerlendirmek gerekir. Tembellik yaparak cahil kalmayı tercih edenler ise kendi geleceğini tehlikeye atar. Eğitim kurumu onlara diploma vermemekle kötülük yapmış olmaz. Onlar kendilerine kötülük yapmış olurlar. Yani diplomaları olmaz. Fazladan bir cezalandırma söz konusu değildir. Kişi, cahil kalmanın cezasını kendisi çeker. İşte dünya hayatını bir eğitim fırsatı biçiminde değerlendirip Varlık Kaynağını bulanlar diploma sahibi olurken hiçbir şekilde kendi varlığını sorgulamayanlar ise cevapsız yani diplomasız biçimde dünyadan mezun olurlar.  

Gelecek nedir?

  • Varlıklara yüklediğimiz manaların sonucunda karşılaşacağımız var edilme biçimidir. Daha önce bir ağacın Yaratıcısının özelliklerini yansıtan bir varlık olduğu sonucuna ulaşmışsak artık bu ağaç ve diğer tüm ağaçlar gözümüzde birer ayet olacaktır. Önceleri öylesine bakıp geçtiğimiz aynı ağaçlar şimdi ve sonra hep bize Rabbi hatırlatan canlı şahitler olacaktır. Bu anlayışla bütün varlıklara bakabildiğimiz ölçüde geleceğimiz nurlu ve hayırlı olacaktır. Çünkü artık Rabbi tanıma bilinci ve anlayışıyla bütün varlıklar bize dost olmuştur, hepimiz aynı Yaratıcının yarattıkları olarak kardeşçe yaşarız. Diğer varlıkların hakkına girmeyiz, “Siz anlamsız, tesadüfen, işte öyle doğal biçimde var olmuşsunuz” diyerek onları anlamsızlıkla itham etmeyiz. Onlara hakaret etmeyiz.

Geçmiş nedir? 

  • Varlıklara yüklediğimiz manaların karşılığında bulduğumuz var olma biçimidir. Hangi varlıkla muhatap olursak olalım onun var edilme biçiminden dolayı Mutlak Bir Varlık Kaynağına ait olduğunu anlamışsak doğru bir okuma yapmışız demektir. Geçmiş bizim varlıklarla ilgili ulaştığımız sonuçlardır. Varlıklar bizim için artık ulaşılamaz gibi görünür. Fakat eğer biz onların varlık Kaynağını tanıyarak bu Kaynağın Mutlak olmasının zorunluluğunu kavradıysak onların fiziken bizden uzaklaşması yok olmaları anlamına gelmez. Çünkü onların varlığı Yaratıcılarına aittir ve Mutlak olan için yokluk yoktur. Geçmiş için üzülmeye gerek kalmaz. Böylece güzel hatıraları ve sevdiklerimizin varlığının tamamen yok olduğu endişesinden kurtulmuş oluruz. Duygularımız da hep böyle bir varlık biçimini özlediği için kendi içimizde Yaratıcıya inanmanın huzuru ile yaşarız.

Bu anlayış talihsizlik için de geçerli midir? Talihsizlik biz insanların sabırsızlık ve anlayışsızlıkla uydurduğu bir kavramdır. Eksik bir yorumlamadır. Yaratılışta “talih” (şans) yoktur ki talihsizlik diye bir şeyden bahsedilsin. Her şey bu evrenin varoluş amacına göre mükemmel bir şekilde düzenlenip var ediliyor.

Kâinat Şahitliğinde Kur’an Okuma Denemeleri: Duha Suresi-3 | Ha-Mim

Aslında nimet, insanın muhatap olduğu varlıkların özellikleri üzerinden Yaratıcısını tanıyarak Onun hem kendisinin hem de tüm varlıkların Yaratıcısı olduğu sonucuna ulaşmasıdır. Böylelikle insan, Yaratan ile irtibat kurabilir. “O benim de Yaratıcımdır ve O, üstün özelliklere sahiptir” der. Yaratıklar fanidir var edilmeye muhtaçtırlar ve kendi varlıklarını devam ettiremezler. Fakat yaratma eylemi süreklidir. Öyleyse bütün bu varlıkların Varlık Kaynağı, fani değil Baki olmalı, yani her zaman var olmalıdır. Daha önce de sonsuz sayıda yaratma eylemi gerçekleşmiş. O nedenle Varlık Kaynağı hem kâinatın başlangıcından önce var olmalı hem de şimdi ve sonra var olmalıdır. Kur’an’ın ifadesiyle Kıdem ve Beka özelliği olmalıdır. Çünkü bu kâinat türünden olan hiçbir şey kendine varlık veremez ve varlığını idame ettiremez. Varlık Kaynağının bu evrendeki hiçbir şeye benzemeyen, öncesi ve sonrası olmayan ve hep var olan özellikte olması gerekir. Öyleyse bu Varlık Kaynağı kâinat türünden olmamalı yani Mutlak olmalıdır. Varlığı Kendinden ve Ebedi olmalıdır. Demek ki insanın varlığı da bu özelliklere sahip olan bir Varlığa yani Kur’an’ın tabiriyle Allah’a aittir. Yaratılışta gözlemlenen bütün özellikler, O’nun Mutlak, Ebedi niteliklerinin birer yansımasıdır. Bu sonuca ulaşmak insana huzur verir. İnsan kendini mutmain ve huzurlu hisseder. Bu hal, Cennet diye tabir edilir. Önceki anlamsızlık ve cehalet halinden sonsuz kat iyidir. İnsan için hayırlı olan budur.

Geçmiş ve geleceği, yaratılmış dünya ile olan ilişkimizi ve dolayısıyla her şeyin Varlık Kaynağını sorgulayarak anlamalıyız. Eğer bu kâinat şartlarında Yaratan’ın özelliklerine şahitlik edebilirsek bu dünyadan mezun olduktan yani vefat ettikten sonra O’nun özelliklerinin ebedi tecellileriyle mükâfatlandırılacağız. Fakat bunca açık delile rağmen yaratılmayı inkâr eder, kör olur ve varlığımızı kendimize mal edersek, diğer bir ifadeyle kâinat kendi kendine vardır dersek, sonumuz Cehennem yani Yaratıcımızın Ebedi Rahmetinden yoksunluk olur. Bu yüzden bu dünyanın bir başlangıcı ve bir de sonu vardır. Ebediyet başka bir yaratılış biçiminde yaşanacaktır. Çünkü bu yaratılış türünde sonsuzluk yoktur. Geçmişten ibret alarak kendimizi düzeltirsek, gelecek bizim için geçmişten daha hayırlı olacaktır. Yani sorgulamak aslında hayırlı sonuca ulaşmanın başlangıcıdır. Başka bir ifadeyle, varlık nedenini anlamaya çalışmakla varlıklara mana verebilme becerimizi geliştiririz. Sorgulamak bu kadar faydalı ve insan için bu kadar kârlı bir iş ise bundan asla vazgeçmemek gerekir.  İnsan için buradaki her şeyi var eden Varlık Kaynağının sonsuz özelliklere sahip olduğunu anlayıp onaylaması insanın kendi gerçeğini onaylaması anlamına gelir. İnsan bunu idrak ettiği zaman kendini dünyada emniyette hisseder. Esasında iman bu emniyet hissinin adıdır ve her insan için bizzat çalışıp çabalamakla ulaşılan bir mertebedir. Dünyada şahitliğe dayalı imanla bu emniyet duygusuna ulaşan insan için ölüm, her şeyi var eden Rabbinin kendisini yeni bir varlık türünde var etmesinden ibarettir. O hep var olduğu için ölüm de aslında yeni bir var etme türüdür. Dolayısıyla endişe edip korkulacak bir şey değildir. Rabbinin bilincinde olmanın sağladığı imkân ile Onunla yakından irtibat kurabilen insanlar için ölüm ve hayat aynı Kudret Elinin eseridir. Hayat gibi ölüm de Onun merhametle var etmeye devam etmesidir. Tek fark, bu var etmenin kâinat şartlarında kişinin bizzat kendisinde gözlemlenebilecek şekilde olmamasıdır.

Her insanda sorgulama yeteneği vardır. İnsaniyetimize yerleştirilmiş özellikleri keşfetmek için teşviklere ve hatırlatmaya ihtiyacımız var. Kur’an da zaten buna rehberlik eder. Rabbini tanıma potansiyeli insanın fıtratında vardır. İnsan ruhu, Allah’ın ruhundandır. Yani bunun manası, Allah’ın zatının özelliklerinin insan ruhunda yansıması ve tecelli etmesidir. Yoksa Allah’ın ruhuyla aynı olması demek değildir. Böylece insan bu yansıyan özellikleri birer alet olarak kullanıp onların varlık Kaynağı olan Zat’ın Mutlak özelliklerini kavrama imkânına kavuşur. Başta insan olmak üzere, varlıklardaki görünen tüm özellikler Mutlak ve Mükemmel olanın özelliklerinin yansımasıdır. Biz insanlar Yaratıcının en mükemmel eseriyiz. Yaratıcı, bir sanatkâr gibi şaheseri olan insanda bütün özelliklerini yansıtır. Bu yüzden Kur’an, insan ruhunun Allah’ın ruhundan olduğunu ifade eder. Yani doğrudan doğruya Onun yaratmasıdır. Örneğin, Kur’an, İsa’nın (AS) Allah’ın ruhundan olduğunu söyler. Bu demektir ki, her insan potansiyel olarak mükemmel yaratılmıştır. İnsan, Yaratıcısını tanıyarak potansiyelini geliştirebilir veya aksi yolda giderek kendine verilmiş potansiyelin sönmesini tercih edebilir. Herkesin aynı potansiyele sahip olduğu bir yerde, herkes bu yetenekleri kullanabilmek için motive olabilir. Koşullarımız izin verdiği ölçüde sorgulamamız ve Yaratıcımızı tanımamız gerekir.

وَلَسَوْفَ يُعْطِيكَ رَبُّكَ فَتَرْضَىٰٓ

93:5. Rabbin sana mutlaka lütuflarda bulunacak, sen de memnun olacaksın.

Kur’an dilindeki “savfe” yani “gelecek” kipi daha çok ahirete yönelik olarak algılanır. Böyle olmak zorunda mı? Aslında hayır. Bu dünyada yaşarken de bu memnuniyetin izlerini görmek ve hissetmek gerekir ki, ahirette (ölüm ile bu dünya okulundaki eğitiminden mezuniyetten sonra da) bu memnuniyeti yaşayacağımızdan emin olabilelim. Tıpkı, öğrenciliği sırasında iyi ögrenen bir kişinin bu ögrendiği bilgileri elde etmekten dolayı memnun olup ve daha bir heyecanla derslerine çalışması gibi müminler de dünya okulunda öğrendikçe öğrenmek isterler. Yaratıcımızın Mutlak olduğunu anlayıp tasdik ettikten sonra bu ayetin şimdi burada da bizim için bir anlamı olmalı. Çünkü Yaratıcı hem geçmiş hem şimdi hem de geleceği var edendir. Bunu idrak etmemişsek ölümden korkarız ve bu ayet gelecekte bir şeyden bahsediyor diyerek üstümüze alınmayız. Bu ayetin hakikatini anlamak için ahireti ve ölümü beklememize gerek yoktur. Öldükten sonra bu ayeti anlamaya çalışmak ve tasdik etmek için artık çok geçtir. Çünkü ayet dirilere konuşur. Ayet, geniş kapsamından dolayı ahiretle de ilgilidir. Ama okuduğumuz andan itibaren, varlığımızın Mutlak İlim ve İşitme özelliğine sahip bir Yaratıcıya ait olduğunu anladığımızda O’nun şu an bizimle konuştuğunu da anlarız. Bizi Ebedi Mutluluğu arama arzusuyla yaratan O’dur ve bu mutluluğu verecek olan da O’dur. Mutluluğa muhtaç olma duygusunu vererek bir vaatte bulunuyor ve vereceğim diyor. Şimdi imanla mutluluk duymaya imkân vererek yeni yaratılışta da bu mutluluğun ebedi olanını vereceğini vaat ediyor. Bu mutluluk hali şimdi ve öldükten sonra da gerçekleşir çünkü Varlık Kaynağı Ebedidir. Bu ayetin mesajını hemen şimdi de tasdik etmeliyiz çünkü bizden Allah’ın Kelamına inanmamız ve bu inancımızı öldükten sonra değil, şimdi bu dünyadayken tahkik etmemiz beklenmektedir. Sadece ahiret için ayetlere başvurmak, Allah’ın Ebedi Kelamının hakkını vermek değildir. Varlığımızdan memnun değilsek, bize varlığımızı veren Yaratıcıdan nasıl razı ve memnun olabiliriz ki?

*Islam From Within Youtube kanalında yayınlanan “Quran-Universe Parallel Reading: Chapter Duha– Part 3–09/19/18” başlıklı videonun transkriptinin çevirisidir.

Bölümler: 12 3 | 4 

Yazar hakkında

Yunus Erkan

Yaratılışın dilinden anlayabilmek için daha çok şahitlik yapmam gerektiğine kanaat getirdim. O gün bugündür varlıklara sizi var eden nedir sorusunu yöneltiyorum. Her biri burada bulamazsın, Onu kendinin ve kâinatın ötesinde ara diyor. Aramaya devam ediyorum.

Yorum yazın