Acaba neden Eyyub (as) ona dokunan musibeti sabırla karşıladı? İlk âyetin sonunda “Sen merhametlilerin en merhametlisisin,” diyor. “Senin en merhametli olduğunu biliyorum. Bütün evren, Senin sonsuz merhametli olduğuna şahitlik ediyor.” Merhametli olarak neyi düşünürsem düşüneyim, Seninle kıyaslanınca kayboluyor, yani mutlak merhametin kıyas kabul etmiyor.” Erhamürrahimin’den bunu anlıyoruz.
Kur’an’da bu türden ibareler vardır, “Ahsenül halikin” gibi. Bu ibareler, Allah’ın özelliklerini yaratılmışlarla kıyaslamak için değildir; kıyaslanamaz olduğunu gösteriyor. Merhametli olarak neyi ya da kimi düşünürsem düşüneyim, Senin mutlak merhametinle kıyas kabul etmiyor. Bu durumda biliyorum ki Sen sonsuz merhametlisin. Fakat bana gelen musibete sabırla tahammül ederken, dayanamayacağım bir noktaya gelince problem yaşıyorum, çünkü dayanamayınca merhametini sorgulamaya başlıyorum, diyorum ki gerçekten de sınırsız merhameti var mı?
Bu durumda sabır, tahammül gücünün sonuna kadar beklemek mi oluyor? Hayır, sabır, yaratılanlar hakkında şikayet etmemek, ama bu yaratılan durum üzerinden Yaratıcımızla iletişime geçmek için gerekli adımı atmak oluyor; sağlığımıza ya da malımıza gelen musibet üzerinden Rabbimizle iletişime geçmek için.
Mesela, on liramı kaybettim. Ama on bin liram daha var. Bu durumda Allah’a dua edip, “Allah’ım, on liramı kaybettim, bunu bana geri ver,” diye dua etmemek, on lira az olduğu için hiçbir şey yapmamak sabır mı oluyor? Bu kıssadan öğrendiğimize göre bu tavır sabır olmuyor, ihmalkarlık oluyor. Sabrı yanlış anlamak oluyor.
On lirayı bana Allah vermiş, bu nimetten memnundum, benden alındığında, bana daha çok verilmiş olmasına ve on liraya ihtiyacım olmamasına rağmen, şikayet etmeden, bu olayı Allah’a arz ederek O’nunla iletişime geçmek için bir vesile olarak görmeliyim. O’na dertlerimi dökmek ve kendimi ifade etmek için bu küçük olayı bile O’na anlatmalıyım.
Anlatmamak için ne sebebim olabilir ki? Allah’ın paraya ihtiyacı yok, Mutlak Yaratıcının hiçbir şeye ihtiyacı olamaz. Bu yüzden en küçük şeyleri bile O’ndan istememin önünde bir engel yoktur.
Parmağımdaki küçük bir sıyrık için bile Allah’a sığınıp O’ndan şifa istemeliyim. O’nunla konuşmak, O’nun hadsiz rahmetinin önünde kendi yerimi anlamak ve itiraf etmek için bu bir vesiledir. Benim Yaratıcım parmağımdaki en küçük sıyrığı bile iyileştirendir. Vücudumuzun nasıl yaratıldığına bakalım. Öyle yaratılmış ki sanki kendi kendini iyileştiren bir mekanizma ile işletiliyor. Bunu yaratan, “En küçük hasar dahi tamir olması için Bana muhtaçtır,” diyor. Demek ki bizi yaratan, hayatımızla ilgili en küçük istek ve ihtiyaçlarımızı bile biliyor ve karşılıyor olmalıdır. O zaman neden her bir isteğimi ve ihtiyacımı O’na arz etmeyeyim ki? Gördüğümüz zararın büyüklüğü veya küçüklüğü söz konusu olmadan, onun bize Yaratıcımız tarafından ancak Kendisinin o zararı gideren olduğunu bana anlatmak için yaratılıyor. Bizim Kendisi ile her zaman ilişki içinde olmamızı istiyor. Yani, O’nun bizim yaratıcımız ve bütün ihtiyaçlarımızı karşılayan olduğu anlayışımızı canlı tutmak için bazen sevdiklerimiz ve bazen de bize sevdirtmediği şeyleri yaratıyor. Bedeni hastalıklarımıza karşı bağışıklık sisteminin Yaratıcısı O olduğunu anlamamızı istiyor.
Anlaşılan o ki Eyyub (as) son ana kadar tahammül etmiş. Bunu ikinci âyette, “Ona geri verdik,” demesinden anlıyoruz. Evlatlarını, ailesini, malını bir misliyle beraber geri verdik, demesinden. Demek ki Eyyub (as) her şeyini kaybetmiş, sonra Allah’a “Dayanmak artık çok zor,” diye münacatta bulunmuş. Musibetlerin, Allah’a ibadet etmesine engel olacak bir hale geldiğini ifade etmiş. “Seninle bağımı kaybetmek istemiyorum, Sana imanımı kaybetmek istemiyorum, ne olur bana merhametinle davran,” demiş.
Bu aşamada iş işten geçmiş değil, fakat yine de çok geç bir aşama. Bu kıssadan öğreniyoruz ki ne zaman bir olay yaşasak hemen Allah’a sığınmak ve dua etmek, yardım istemek için yaratılmışlığımızı unutmadan O’nu daima hatırımızda tutmalıyız. Biz Rabbimizin yardımına, cömertliğine, rahmetine, merhametine muhtacız. Onun yaratıp hazırladığı düzenin gereklerini yerine getirirken dahi, O’na müracaat ettiğimizi bilmeliyiz ve neticesini yaratmasını O’ndan istemeliyiz. Eyyub (as) kıssasından öğreniyoruz ki, Eyyub (as), –başka âlimlerden öğrendiğimiz kadarıyla– bu konuda son ana kadar yardım istememiş. Fiziksel bir musibeti şikayet etmemek için olabilir, maddi menfaati istememek için olabilir. Cenab-ı Hakka maddi menfaat için yönelmeyi tercih etmemiş olabilir. Bunun doğru bir tutum olup olmadığı ise başka bir konudur. Kur’an, Eyyub (as) örneği ile bize, bizim maddi ihtiyaçlarımızın karşılanmasında da Allah’ın yaratıcılığını tanımamız gerektiğini öğretiyor. Rabbimizden, bize dünyada da iyilikler vermesini istemeliyiz. Dünyadaki iyiliklerin yaratıcısı O değilmiş gibi bir anlayışla, dünya güzelliklerini vermesi için dua etmemenin doğru olmadığını öğreniyoruz. Kur’an’da açıkça belirtiliyor.
رَبَّنَا اٰتِنَا فِى الدُّنْيَا حَسَنَةً وَفِى الْٰاخِرَةِ حَسَنَةً وَقِنَا عَذَابَ النَّارِ
2:201 “Rabbimiz, bize dünyada iyilik ver, ahirette de iyilik ver ve bizi ateşin azabından koru!”
Dünyada ve dünya hayatının devamı olan ahiret hayatında iyilik istiyoruz. Bu dünyadan ahirete nasıl geçtiğimiz ise başka bir dersin konusudur. Bu derin meseleyi Kur’an, bir âyetle dile getiriyor, fakat içinde çok derin anlamlar var. Bu başka bir dersin konusu olduğundan Hz Eyyub kıssasına geri dönüyoruz.



