Eyyub (as) kimdir? Takındığı tavrın örneğini bize göstermek için kıssası anlatılan örnek bir insandır. Bu şahsın örnek davranışı bize gösterilip rehberlik verilir. Burada O’nun hakkında dedikodu nevinden konuşmuyoruz. Eyyub (as) şöyle biriydi, böyle biriydi, ona şöyle hayranım, böyle hayranım diye konuşmak için değil bu çalışmamız. Kur’an ile bize verilen bir rehberlik alıyoruz bu kıssadan. Kur’an, hayatımızda gerçekliği olan ve başımıza gelebilecek bir durumdan bahsediyor. Yalnızca “Eyyub (as) diye bir peygamber yaşamıştı,” bilgisini almakla kalmayalım, bu yaşanan hayat tecrübesinin anlatılmasının bize ne faydası var?
Hz Eyyub’den doğrudan bir mesaj almasam da, Kur’an’dan aldığım mesajda, onun bir peygamber olduğunu, yaşadıkları üzerine gösterdiği tutumun Kur’an’da nakledildiğini, benim de kendimi Hz Eyyub yerine koyup başıma böyle bir şey gelirse ne yapmam gerektiğini öğreniyorum. Bu bağlamda bu kıssa, yaşanmış, gerçekliği olan bir olaydır. Bu kıssanın öğrettiğini ben de gerçek hayatta kendime uygulayabilirim. Burada bahsedilen örnek, benim de başıma gelebilir, ki hep geliyor. Kur’an’daki bu kıssada bir insan örneği var. Bir hayal değil, gerçek bir durumdan bahsediliyor. Demek ki bize gerçek bir durum sunuluyor. Öyleki bu kıssayı okurken kendimize dair bir şeyler öğreniyoruz. Kendi üzerimize alıp anlamaya çalışıyoruz. Eyyub (as) maddi menfaat yönünden şikayet etmedi. Şikayet etmemesi ve dünyada iyilik istememesi üzerine, sıkıntılı hali bir müddet devam etti. Elindekiler birer birer alınırken Eyyub (as) şikayet etmeden bekledi. Sabrıyla meşhur olması bununla ilgilidir. Artık dayanamayıp Allah’ı zikredemeyinceye kadar bekledi. Hastalığı, bedeninin her yerine yayıldı. “Allah,” diyemeyecek duruma geldi. Bu andan sonra Allah’a yöneldi ve yardım istedi. Sabrediyorum diye hastalığıyla ilgili Allah’tan yardım dilememesi üzerine Allah kendisini daha da zor durumda bırakarak Kendisine yönelmesi gerektiğini öğretti. Allah’a yönelince, her türlü ihtiyacı karşılayanın O olduğunu idrak etmesiyle, Allah onun ihtiyaçlarını fazlasıyla karşılayarak bir eğitime tabi tuttu.
Buradan öğreniyoruz ki dünyevi menfaat için değil, fakat dünyada başımıza gelen musibet ve olayların vesilesiyle her zaman Rabbimize dönmeli ve O’ndan yardım istemeliyiz. Böylece aramızdaki muhtaç yaratık – Mutlak Gücü olan Yaratıcı ilişkisine göre O’nunla iletişim kurmuş oluyoruz. O’nun, ibadete layık Ma’bud İlahımız olduğunu, kendimizin ise sadece O’nun mahluku ve abdi olduğunu anlıyoruz ve itiraf ediyoruz. Maddi menfaatimiz için değil, ama Rabbimizle iletişim kurmak için başımıza gelen olaylar vesilesiyle O’na yöneliyoruz. Zaten bu olayların hepsinin Yaratıcısı O değil de ne olabilir ki?

Eyyub (as)’ın Kur’an’da anlatılan halinden bunu anlıyoruz. Musibet zamanı son ana kadar beklemeden hemen Allah’a yönelip ihtiyacımı O’na arz etmeliyim. Acı içindeyken sadece beklemekle yetinmemeliyim, fakat aynı zamanda Allah’a, sırf maddi menfaatim için de dua etmeyeceğim.



