Eğer hatalarımızdan –ne kadar küçük ya da önemsiz olursa olsun– tövbe ile temizlenmezsek, Allah’a dönüp istiğfar etmezsek, O’nunla iletişim kurmaya bir vesile olarak görmezsek, O’nu tanımamaya kadar gidebilen bir yol açılmış oluyor.
Başımıza gelen küçük de olsa O’na yönelip yardım istemeliyiz.
Bir ihtiyacımız varsa, bunu bir vesile olarak görüp Allah’a yönelmeliyiz.
Büyük ve önemli konularda da zaten başka seçeneğimizin olmadığını çaresiz kalınca anlıyoruz.
Eğer derece derece şiddeti değişen bu olayları birer vesile olarak görüp Rabbimize sığınmazsak, O’na kulluk etme sorumluluğunu üzerimizden atma meyli yavaş yavaş içimizde büyümeye başlar. Nasıl mı? Önce ihmalkarlık ile, gaflet ile, sonra şüpheler ve en sonunda da inkar ile. Buradaki şüphe, aklın şüphesi değildir. İnsanın, kulluk etmek istemediği için, kendi içinde duygularıyla tercih ettiği bir alternatiftir.
Hırsız örneğinde, hırsızın, polis tarafından görülmek istemediğinden bahsetmiştik. Suçüstü yakalanmak istemiyor. “Umarım beni gören biri yoktur,” diye içinden geçiriyor. İçinde böyle bir istek doğuyor. Hatalarımızdan tövbe ile temizlenmezsek, bu türden bir istek içimizde büyümeye başlar ve en sonunda insan Yaratıcısından bağını koparmaya kadar gidebilir. Bu durumda bir düşman haline gelir. Önce, “Hayır, Allah beni görmemeli,” sonra “Allah varsa bile hayatıma karışmasın,” sonra Allah’ı tanımamaya kadar gidebilir. Kalbin mühürlenmesi bu sonucu ifade eder. Yani, Allah’ı hatırlamaya giden bütün yolları kapatmak demektir. Karanlıkların en derinine inmek, hiçbir şey görememek demektir. Hiçbir şey hissetmemek, varoluşunun gerçekliği hakkında sağır, kör, akledemez olmak…
Bu insanın, hatasını itiraf etmeme tercihini yapmakla kendini çok daha büyük bir hatanın içine atması mümkündür. Bunun için günahlardan uzak durmak gerekir. “Allah’ın Rahmeti sonsuzdur, affeder,” diye günaha girmeye teşebbüs edersek, devamında her türlü agresif davranışta bulunuruz. Haddi aşmakta gitgide daha doyumsuz oluruz. Çünkü, “Kendi arzularımdan, isteklerimden başka hiçbir şeyi kabul etmeyeceğim. Canım ne istiyorsa onu yapacağım, sadece kendimi tatmin etmenin peşindeyim,” demeye kadar gideriz. İşte küçük bir günahtan bile tövbe etmeye yanaşmamanın böyle tehlikeli sonuçları oluyor; ya da küçük bir istek için bile olsa Allah’a yönelmemenin korkunç sonuçları olabiliyor.
Allah’a yönelmenin araçları önemli ya da önemsiz olsun, fark etmez. Bir çift ayakkabıyı bile Allah’tan istememiz gerek. İnsan emeği karışmış da olsa ayakkabının varlığının Yaratıcısının O olduğunu bilmemiz, bu ihtiyacı bir vesile yapıp O’na dua etmemiz, O’ndan istememiz, O’nunla iletişim kurmak için değerlendirmemiz gerekir.
Eyyub (as) kıssasından aldığımız mesajın özü budur. Bu konuya devam edeceğiz, iki âyeti daha çalışıp şeytanın rolü hakkında bir konuya geçeceğiz. Eyyub (as) kıssasında şeytanın rolü nedir? Aslında çok ilginç bir bağlantı göreceğiz.
Kur’an’ın bir âyetini, başka bir âyeti üzerinden anlamaya çalışacağız. Âyetlerin birbiriyle bağlantılı olduğunu göz önünde bulundurarak Kur’anı okumalıyız.
*Islam From Within Youtube kanalında yayınlanan “Part 1 – I Found Myself in the Story of Job – 09/23/20” başlıklı videonun transkriptinin çevirisidir.



