Usûle Dair Kainat ve İnsan Kur'an Okumaları

Hz Eyyub (as) Kıssasında Kendimi Buldum – 3. Bölüm

Sabır konusunun bir başka yönünde, bize verilenlere bakmalıyız. Hoşlandığımız şeylerde, şükretmek için sabır; hoşlanmadığımız şeylerde ise Allah’tan şikayetçi olmadan, bu yaratılışı eleştirmeden, kendi vazifemiz neyse onu yapmak, bize düşen neyse o yolu tutmak, o tavrı muhafaza etmek için sabırlı olmalıyız. Yaratılmış bir varlık olarak, Yaratıcımın benim için hoşlandığım bir şey yarattığını tecrübe ettiğimde, üzerime düşen, duyduğum memnuniyeti şükürle ifade etmek, Yaratıcıma teşekkür etmek. Fakat “Neden Allah her zaman hoşlandığım şeyleri yaratmıyor?” diyemem. Her zaman her şey bana hazır olarak verilseydi, bu konunun başında konuştuğumuz gibi yaratılmışlığın, hayatın, bize verilenlerin kıymetini takdir edemez, hayattan lezzet alamazdık. Memnuniyet duyamaz, bunların birer lütuf olduğunu bilemez ve yaratılanların güzelliğini ve hikmetini anlayamazdık. Zıtları tecrübe edip kıyas edemezdik. Bu yüzden pozitif ya da negatif diye adlandırdığımız çeşitli yaratılışları tecrübe etme fırsatı veriliyor bize.

Kendi üzerimize düşene bakarsak, bize ilk bakışta iyi ya da kötü görünsün fark etmez, yaratılan her şeyin güzel ve hikmetli olduğunu; hoşlandığım yaratılışlarda memnuniyetimi Allah’a şükürle ifade etmem, hoşlanmadıklarımda Allah’a yönelip bu acıyı benden kaldırmasını istemem, iki yönde de benim için ne yaratıldıysa sabırla karşılamam gerekiyor. 

Hoşlanmadığım, acı veya ağrı duyduğum yaratılışlarda, bu tecrübelerin benim aktif, uyanık ve enerjik kalmama, kendi gerçekliğimi hissedip hayatımda neler olup bittiğine dair gerçekçi bir bakışla bakabilmeme vesile olduğunu görüyorum. 

Diğer türlü durağan ve yeknesak bir hayatta, hayatımın kıymetini takdir edemeyebilir ve yaşamaktan lezzet duymayabilirdim. 

Bir başka nokta ise, felaket, musibet, zarar olarak gördüğümüz pek çok şeyin bedensel olmasıdır. Bedenimiz er ya da geç dağılıp toprağa karışacak. Gerçek musibet ruhumuza, şuurumuza, aklımıza dokunan manevi musibettir. Yaratıcımızla bağımızı koparan ya da zayıflatan, var ediliş amacımızı gözardı etmemize sebep olan, kendi vazifelerimize sekte vuran musibetler asıl tehlikeli, zararlı olanlardır. 

Mesela namazlarıma dikkat etmemek, Yaratıcımın kelâmında bana ne söylediğiyle ilgilenmemek, hayatımın gayesini O’ndan öğrenmeyi ciddiye almamak, sadece bedensel ve hayvansal ihtiyaçlarla ilgilenmek en üzücü ve tehlikeli bir halde bulunmaktır. İnsani tarafımızın; ruhumuzun, kalbimizin, aklımızın gerçek gıdalarına ihtiyaçları var. Hiçbir maddi menfaat, bu büyük ihtiyacı karşılayamaz. 

İnsani yönümüzün güvenliğe, sonsuz mutluluğa ihtiyacı var. Ebedi hayatımızı ilgilendiren manevi ihtiyaçlarımıza öncelik vermeliyiz. Bu dünya, ruhumuzun sonsuz ihtiyaçlarını karşılayamıyor. Bu ihtiyaçları yalnızca Yaratıcımız karşılayabilir. Eğer O’nunla bağımı kaybedersem ne olur? Bütün mutluluğum ve ebedi hayatım mahvolur. Herkes takdir eder ki bu dünya insanı tatmin eden bir yer değildir. Burada tattığımız lezzetler geçicidir. Buradaki hayatımızın sonunda ölüyoruz. Sonsuzluk bunun neresinde? Ama ben varlığımın sonsuzluğunu, hayatımın devamını istiyorum. Hayatımı sürdürmek benim elimde değil. Beni var eden, hayat veren, sonsuz mutluluk isteğini veren, hayatımı devam ettirebilir. Allah. Eğer O’nunla bağımı kaybedersem, O’nun huzurunda kendi konumumu unutursam, O’nun varlığının farkında olmazsam, gerçek felaket işte budur.  

Fiziksel musibetler, Merhametli bir Yaratıcı tarafından bize bir amaçla veriliyor. Bu musibetler, bu yaratılışta kendi yerimi tecrübe ederek öğrenmem, anlamam için bir fırsattır. Kendi yaratılmışlığımı, ihtiyacım olan her şeyin bana irade ile verildiğini anlamama vesile oluyor. Bu vesileyle, bana bunları veren Yaratıcımın huzurunda olduğumu hissedebiliyorum. Demek ki bu musibetler, Rabbim ile bağ kurmam için birer vesileymiş. 

Yazar hakkında

Ha-Mim

Yorum yazın